|
Esmaül Hüsna - Esmaul Husna
|
|
|
|
| |
|
Esmâ-i Husnâ,
Allah'ın güzel isimleri demektir.
Bir âyet-i kerîmede:
"En güzel isimler
O'nundur (Allah'ındır)" (Haşr:
24) buyurulmaktadır.
Diğer bir âyette de;
en güzel isimlerin Allah'a ait
olduğu belirtildikten sonra, bu
isimlerle dua edilmesi tavsiye
olunmaktadır (A'râf: 180).
Allah'ın isimleri
tevkifîdir. Yâni, Allah hakkında
ancak âyet ve hadîslerde zikri geçen
ve söylenmesine izin verilmiş olan
isimler kullanılabilir. Rastgele
isim izafe edilemez.
Esmâ-i Husnâ ile
ilgili olarak Buhârî ve Müslim'de:
"Allah'ın 99 ismi
vardır. Kim bunları ezberlerse (îman
eder ve ezbere sayarsa) Cennete
girer" buyurulmuştur.
"Kim bunları (Esmâ-i
Husnâ'yı) mânâlarını anlayarak
sayar, bunlarla Allah'ı zikrederse
Cennete girer."
Şâh-ı Nakşıbend
Hz.leri bu hadîsle ilgili olarak
buyurur ki:
"Bu hadîs-i
şerîfteki Ahsâ kelimesinin bir
mânası, saymaktır. Diğer bir mânası
ise, bu ism-i şerîfleri öğrenip
bilmektir. Bir mânası da, bu esmâ-i
şerîfin mûcibince amel etmektir.
Meselâ: Rezzâk ismini söylediği
zaman, rızkı için asla endişe
etmemeli. Mütekebbir ismini
söyleyince, Allahü Teâlâ'nın
azametini ve kibriyâsını
düşünmelidir." |
|
Hadîslerde zikri
geçen 99 isim şunlardır:
Allah,
er-Rahmân, er-Rahîm,
el-Melik, el-Kuddûs, es-Selâm,
el-Mü'min, el-Müheymin, el-Azîz,
el-Cebbâr,
el-Mütekebbir, el-Hâlık, el-Bâri',
el-Musavvir, el-Gaffâr,
el-Kahhâr, el-Vehhâb, er-Rezzâk, el-Fettâh,
el-Alîm, el-Kâbıd,
el-Bâsıt, el-Hâfıd, er-Râfi, el-Muiz,
el-Müzill, es-Semi', el-Basîr,
el-Hakem, el-Adl, el-Lâtîf, el-Habîr,
el-Halîm, el-Azîm, el-Gafûr,
eş-Şekûr, el-Aliyy, el-Kebîr,
el-Hafîz, el-Mukît, el-Hasîb,
el-Celîl,
el-Kerîm, er-Rakîb, el-Mücîb,
el-Vâsi', el-Hakîm, el-Vedûd,
el-Mecîd,
el-Bâis, eş-Şehîd, el-Hakk,
el-Vekîl, el-Kaviyy, el-Metîn,
el-Veliyy,
el-Hamîd,
el-Muhsî, el-Mübdî, el-Muîd,
el-Muhyî, el-Mümît, el-Hayy,
el-Kayyûm, el-Vâcid, el-Mâcid,
el-Vâhid, es-Samed, el-Kâdir,
el-Muktedir,
el-Mukaddim, el-Muahhir, el-Evvel,
el-Âhir, ez-Zâhir, el-Bâtın,
el-Vâli,
el-Müteâlî, el-Berr, et-Tevvâb,
el-Müntakim, el-Afüvv, er-Raûf,
Mâlikü'l-Mülk,
Zü'l-Celâli
ve'l-İkrâm, el-Muksit, el-Câmi',
el-Ganiyy, el-Muğni, el-Mâni',
ed-Dârr, en-Nâfi',
en-Nûr, el-Hâdi, el-Bedî', el-Bâkî,
el-Vâris, er-Reşîd,
es-Sabûr.

|
ALLAH
Bu ism-i
şerif, Cenâb-ı Hakk'ın has
ismidir. Bu itibarla diğer
isimlerin ifade ettiği bütün
güzel vasıfları ve İlâhî
sıfatları içine alır. Diğer
isimler ise, yalnız kendi
mânalarına delâlet ederler.
Bu bakımdan Allah isminin
yerini hiçbir isim tutamaz.
Bu isim,
Allah'tan başkasına ne
hakikaten ve ne de mecazen
verilemez. Diğer isimlerin
ise, Allah'tan başkasına
isim olarak verilmesinde bir
mahzur yoktur. İnsanlara
Kadir, Celâl ismini vermek
gibi. Yalnız bu isimlerin
başına, insanlara izafe
edildiklerinde, "kul"
mânâsına gelen "abd"
kelimesinin ilâvesi
güzeldir. Abdülkadir ismi
gibi... |
|
|
er-RAHMÂN
Ezel'de
bütün yaradılmışlar hakkında
hayır ve rahmet irade
buyuran;
Sevdiğini,
sevmediğini ayırdetmiyerek
bütün mahlûkatını sayısız
nimetlere garkeden...
Hayatları
için lüzumlu olan bütün
rızıkları veren... |
|
|
er-RAHÎM
Pek ziyade
merhamet edici;
Verdiği
nimetleri iyi kullananları
daha büyük ve ebedî nimetler
vermek suretiyle
mükâfatlandırıcı...
Rahmân ism-i
şerîfinden Allah Teâlâ'nın
ezelde bütün mahlûkatı için
hayır ve rahmet irade
buyurduğu anlaşılır. Rahîm
ism-i şerîfi ise, mahlûkatı
arasında irade sahipleri,
hususan mü'minler için
rahmet-i İlâhiyyenin
tecellisini ifade eder. |
|
|
el-MELİK
Bütün
mahlûkatın hakikî sâhibi ve
mutlak hükümdârı...
Allah'ın, ne
zâtında ve ne de sıfatında
hiçbir varlığa ihtiyacı
yoktur. Bilâkis herşey
zâtında, sıfâtında,
varlığında ve varlığının
devamında O'na muhtaçtır.
Bütün kâinatın hakikî
sâhibi, mutlak hükümdârıdır. |
|
|
el-KUDDÛS
Hatâdan,
gafletten, aczden ve her
türlü eksiklikten çok uzak
ve pek temiz...
Allah,
hissin idrâk ettiği, hayâlin
tasavvur ettiği, vehmin
tahayyül ettiği, fikrin
tasarladığı her vasıftan
münezzeh ve müberradır. O
hatâdan, gafletten, acizden
ve her türlü eksiklikten çok
uzak ve pek temiz olandır.
Bu bakımdan her türlü
takdîse lâyıktır.
İnsan su'-i
ihtiyârı karışmadığı
müddetçe kâinatta fıtrî
olarak bulunan umumî
temizlik hakikatı da,
Cenâb-ı Hakk'ın KUDDÛS
isminin tecellîsidir. |
|
es-SELÂM
Her çeşit
ârıza ve hâdiselerden sâlim
kalan;
Her türlü
tehlikelerden kullarını
selâmete çıkaran;
Cennet'teki
bahtiyar kullarına selâm
eden...
Bu ism-i
şerif, Kuddûs ismi ile yakın
bir mânâ ifade etmekte ise
de Selâm ismi, daha ziyade
istikbale aittir. Yani,
Cenâb-ı Hakk'ın gerek zâtı,
gerek sıfatı ileride en ufak
bir tegayyüre, bir
değişikliğe, bir za'fa
uğramaktan münezzehtir. O,
ezelde nasılsa ebedde de
öyledir. |
|
el-MÜ'MİN
Gönüllerde
îman ışığı yakan, uyandıran;
Kendine
sığınanlara aman verip
onları koruyan,
rahatlandıran...
Allah Teâlâ,
kalblere îman ve hidâyet
bağışlayarak oralardan şübhe
ve tereddüdleri
kaldırmıştır.
Kendine
sığınanlara aman verip
korumuş, emniyetle
rahatlandırmıştır. |
|
el-MÜHEYMİN
Gözetici ve
koruyucu...
Allah,
yarattığı mahlûkatının
amellerini, rızıklarını,
ecellerini bilip muhafaza
eder. Bütün varlığı görüp
gözeten, yetiştirip varacağı
noktaya ulaştıran ancak
O'dur. Hiçbir zerre, hiçbir
lâhza, Onun bu lûtuf ve
âtıfetinden boş değildir. |
|
el-AZÎZ
Mağlûb
edilmesi mümkün olmayan
galib.
Bu ism-i
şerîf, kuvvet ve galebe
mânâsına gelen İZZET
kökünden gelir. Allah Teâlâ
mutlak sûrette kuvvet ve
galebe sâhibidir.
İzzet
sıfatı, Kur'an'da birçok
yerlerde azab âyetleri
bahsinde gelmiştir. Fakat bu
ism-i şerîfin yine birçok
defa Hakîm ism-i şerîfi ile
birleştiği görülür. Bunun
mânası: Allah Teâlâ'nın
kudreti galibdir, fakat
hikmeti ile kötülerin
cezasını te'hir eder,
kötülük edip durmakta olan
insanları cezalandırmakta
acele etmez, demektir. |
|
el-CEBBÂR
Kırılanları
onaran, eksikleri
tamamlayan;
Dilediğini
zorla yaptırmaya muktedir
olan...
Bu ism-i
şerif cebir maddesindendir.
Cebir, "kırık kemiği sarıp
bitiştirmek, eksiği
bütünlemek" mânasına geldiği
gibi, "icbar etmek", yani,
"zorla iş gördürmek"
mânasına da gelir.
Bu mânaya
göre Allah Teâlâ Cebbâr'dır.
Yani, kırılanları onarır,
eksikleri tamamlar, her
türlü perişanlıkları
düzeltir, yoluna kor.
Cebbâr'ın
ikinci mânasına göre de;
Allah Teâlâ kâinatın her
noktasında ve her şey
üzerinde dilediğini
yaptırmağa muktedirdir.
Hüküm ve iradesine karşı
gelinmek ihtimali yoktur. |
|
el-MÜTEKEBBİR
Her şeyde ve
her hâdisede büyüklüğünü
gösteren...
Büyüklük ve
ululuk, ancak Allah'a
mahsustur, varlığı ile
yokluğu Allah'ın bir tek
emrine ve iradesine bağlı
bulunan kâinattan hiçbir
mevcut, bu sıfatı takınamaz. |
|
el-HÂLIK
Herşey'in
varlığını ve varlığı boyunca
görüp geçireceği halleri
hâdiseleri tayin ve tesbit
eden ve ona göre yaratan,
yoktan vâr eden...
Bu ism-i
şerîfin mânasında iki husus
vardır:
1. Bir
şey'in nasıl olacağını tayin
ve takdir etmek,
2. O takdire
uygun olarak o şey'i îcad
etmek. |
|
el-BÂRİ'
Eşyayı ve
her şey'in âzâ ve
cihazlarını birbirine uygun
bir halde yaratan...
Her şey'in
vücudu mütenasib, yani,
âzası, hayat cihazları ve
aslî unsurları keyfiyet ve
kemmiyet bakımından
birbirine münasib olarak
yaratıldığı gibi, hizmeti ve
faydası da umumî âhenge
uygun yaratılmıştır. |
|
el-MUSAVVİR
Tasvîr eden,
herşey'e bir şekil ve
hususiyet veren...
Allah Teâlâ
herşey'e bir sûret, bir
özellik vermiştir. Herşey'in
kendisine göre şekli, dıştan
görünüşü vardır ki,
başkalarına benzemez.
Meselâ:
İnsanlar arasında tamamiyle
birbirinin aynı iki insan
yoktur.
Bundan daha
garibi, parmak uçlarındaki
çizgilerdir. Bu çizgiler,
insanların sayısı kadar
değişik gidiyor ve hiçbiri
ötekine uymuyor. Şu halde
insanın hiç taklit
olunamayacak imzası, bastığı
parmak izidir.
İşte bunlar,
Allah Teâlâ'nın MUSAVVİR
isminin tecellîleridir. |
|
el-ĞAFFÂR
Mağfireti
pek bol olan...
Gafr, örtmek
ve sıyânet etmek (korumak)
mânâsınadır. Allah
mü'minlerin günahlarını
örter. Dilediği kullarını da
günahlardan sıyânet eder,
korur. Bu, onlar için en
büyük nimetlerden biridir. |
|
el-KAHHÂR
Herşey'e,
her istediğini yapacak
surette galib ve hâkim...
Kahr, bir
şey'e, onu hor ve hakîr
kılacak veya mahv ve helâk
edebilecek sûrette galib
olmaktır. Allah Teâlâ
Kahhâr'dır, her vechile
üstün ve daima galibdir.
Kuvvet ve kudretiyle her
şey'i içinden ve dışından
kuşatmıştır. Hiçbir şey
O'nun bu ihâtasından dışarı
çıkamaz. Ona karşı herşey'in
boynu büküktür. Kahrına
yerler, gökler dayanamaz.
Kahr ile nice azıp sapmış
ümmetleri ve milletleri mahv
ve perişan etmiştir. |
|
el-VEHHÂB
Çeşit çeşit
nimetleri devamlı bağışlayıp
duran...
Bu isim,
Vehhâb kelimesi hibe
kökünden gelmektedir. Hibe,
"herhangi bir karşılık ve
menfaat gözetmeden birine
bir malı bağışlamak"
mânasınadır. Vehhâb ise,
"Her zaman, her yerde ve her
şey'i çok çok ve bol bol
veren ve karşılık
beklemeyen" demektir. |
|
er-REZZÂK
Yaratılmışlara,
faydalanacakları şeyleri
ihsân eden...
Rızık, Allah
Teâlâ'nın bilhassa yaşayan
mahlûkatına faydalanmalarını
nasib ettiği her şeydir.
Rızık yalnız yenilip
içilecek şeylerden ibaret
değildir. Kendisinden
faydalanılan herşey'e rızık
denir.
Maddî rızık,
her türlü yiyecek ve içecek,
giyilecek ve kullanılacak
eşya, para, mücevher,
çoluk-çocuk, vücudun çalışma
kudreti, bilgi, mal-mülk,
servet v.s. gibi şeylerdir.
Mânevî rızık
ise, ruhun ve kalbin gıdası
olan şeylerdir. Başta îman
olmak üzere insanın mânevî
hayatına ait bütün duygular
ve o duyguların ihtiyacı
olan şeyler, hep mânevî
rızıktır. |
|
el-FETTÂH
Her türlü
müşkilleri açan ve
kolaylaştıran...
Fettâh
kelimesi, feth'den
gelmektedir. Feth ise,
"kapalı olan şey'i açmak"
mânasınadır.
Kapalı bir
şey'i açmak:
a. Maddî
olur; bir kapıyı, bir kilidi
açmak gibi.
b. Mânevî
olur; kalbden tasaları,
kederleri atıp gönlü açmak
gibi.
Bitkilerin
çiçek açması, tohum ve
çekirdeklerin sünbül
vermesi, rızık ve rahmet
kapılarının açılması hep
Fettâh ism-i şerifinin
tecellîsindendir. |
|
el-ALÎM
Her şey'i
çok iyi bilen...
Allah, her
şey'i tam mânasıyla bilir.
Her şey'in, içini, dışını,
inceliğini, açıklığını,
önünü, sonunu, başlangıcını,
bitimini çok iyi bilendir O.
Olmuşları bildiği gibi,
olacakları da aynı şekilde
bilir. Onun için, olmuş -
olacak, gizli - açık söz
konusu değildir. Bunlar,
insanlar hakkında geçerli
olan mefhumlardır.
İnsanların bilmesi nisbî ve
ârızîdir. Allah'ın bilmesi
ise, - bütün isim ve
sıfatlarında olduğu gibi -
zâtî'dir. Onun için O'nun
bilmesinde dereceler
bulunmaz. |
|
el-KÂBID
Sıkan,
daraltan... |
|
el-BÂSIT
Açan,
genişleten...
Bütün
varlıklar Allah Teâlâ'nın
kudret kabzasındadır.
İstediği kulundan, ihsân
ettiği servet ve sâmânı,
evlâd ve iyâli, yahut hayat
zevkini, gönül ferahlığını
alıverir. O adam zenginken
fakir olur, yahut evlâd
acısına boğulur, yahut iç
sıkıntısına, ıstırap ve
huzursuzluk içine düşer.
İşte bu
haller, Kâbıd isminin
tecellileridir.
Allah,
istediği kuluna da yepyeni
bir hayat verir, neş'e
verir, rızık bolluğu verir,
bu da Bâsıt isminin
tecelliyatıdır. |
|
el-HÂFID
Yukarıdan
aşağıya indiren, alçaltan...
Allah Teâlâ,
istediği kulunu yukarıdan
aşağı atıverir. Şan ve şeref
sâhibi iken, rezîl ve rüsvây
eder ve bu muamelesi çok
defa, kendisini tanımıyan,
emirlerini dinlemeyen
âsiler, başkalarını
beğenmiyen mütekebbirler ve
hak, hukuk tanımayan zâlim
zorbalar hakkında tecellî
eder. |
|
er-RÂFİ'
Yukarı
kaldıran, yükselten...
Allah Teâlâ,
istediği kulunu indirdiği
gibi, istediği kulunu da
yükseltir. Şan ve şeref
verir. Bâzı gönülleri îman
ve irfan ışığı ile parlatır,
yüksek hakikatlardan
haberdâr eder.
Allah'ın
yükselttiği insanlar, çok
defa melek huylu, tatlı
dilli, insanların
ayıplarını, kusurlarını
örtüp eksiklerini
tamamlayan; onlara malıyla,
bedeniyle, bilgisiyle,
nasihatiyle yardım eden
nâzik, kibar insanlardır.
Onlar bu istikametten
ayrılmadıkça Allah da bu
nimeti kendilerinden almaz. |
|
el-MU'IZZ
İzzet veren,
ağırlayan... |
|
el-MÜZİLL
Zillete
düşüren, hor ve hakîr
eden...
İzzet ve
zillet, birbirine zıd
mânalardır. İzzet
kelimesinde "şeref ve
haysiyet", Zillet
kelimesinde ise "alçaklık"
mânası vardır.
Bunlar hep
Allah Teâlâ'nın, mahlûkatı
üzerindeki tasarrufları
cümlesindendir. |
|
es-SEMİ'
İyi
işiten...
Allah Teâlâ
işitir. Kalblerimizdeki
sözleri ve işitilmek
şânından olan her şey'i
işitir. Mesafeler, onun
işitmesine perde olamaz.
Birini işitmesi, ötekilerini
işitmesine mâni olmaz. Her
hâdiseyi aynı derece açık
olarak işitir. |
|
el-BASÎR
İyi gören...
Allah Teâlâ
herkesin gizli açık
yaptığını ve yapacağını
görüp durmaktadır.
Karanlıklar O'nun görmesine
mâni olamaz. Karanlık gibi,
yakınlık - uzaklık, büyüklük
- küçüklük gibi insanların
görmelerine engel olan
şeyler de O'nun görmesine
mâni olmaz. |
|
el-HAKEM
Hükmeden,
hakkı yerine getiren...
Allah Teâlâ
Hâkim'dir, her şey'in
hükmünü O verir ve hükmünü
eksiksiz icra eder.
Hâkimlerin hâkimliğine,
hükümdarların hükümdarlığına
hüküm veren de ancak O'dur.
O'nun hükmü olmadan hiçbir
şey, hiçbir hâdise meydana
gelemediği gibi, O'nun
hükmünü bozacak, geri
bıraktıracak, infazına mâni
olacak hiçbir kuvvet, hiçbir
hükûmet, hiçbir makam da
yoktur. |
|
el-ADL
Tam
adâletli...
Adalet,
zulmün zıddıdır. Zulüm
kelimesinde; incitme, can
yakma mânası vardır.
Zulmetmiyerek herkese
hakkını vermek ve her şey'i
akıl ve mantığa, hikmet ve
maslahata uygun olarak
yapmak da adalet demektir.
Allah Teâlâ
Âdil'dir. Zâlimleri sevmez.
Zâlimlerle düşüp kalkanları
ve hattâ sadece uzaktan
onlara imrenenleri ve
sevenleri de sevmez. |
|
el-LÂTÎF
En ince
işlerin bütün inceliklerini
bilen, nasıl yapıldığına
nüfuz edilemeyen en ince
şeyleri yapan;
İnce ve
sezilmez yollardan kullarına
çeşitli faydalar
ulaştıran...
Allah Teâlâ
Lâtîf'dir. En ince şeyleri
bilir. Çünkü onları yaratan
O'dur. Nasıl yapıldığı
bilinmiyen, gizli olan en
ince şeyleri yapar. |
|
el-HABÎR
Her şey'in
iç yüzünden, gizli
taraflarından haberdar
olan...
En
küçüğünden en büyüğüne kadar
bütün eşya ve hâdiselerden
Allah haberdardır. Onun
haberi olmadan hiçbir hâdise
cereyan etmez. |
|
el-HALÎM
Hilm,
suçluların cezasını vermeye
gücü yetip dururken bunu
yapmamak, onlar hakkında
yumuşak davranmak ve
cezalarını geriye
bırakmaktır. Suçluyu
cezalandırmağa iktidarı
olmayana halîm denmez.
Halîm, kudreti yettiği
halde, bir hikmete binaen
cezalandırmayana denir.
Allah Teâlâ
Halîm'dir. Her günah
işleyeni hemen
cezalandırmaz. Hışım ve
gazabda acele etmez, mühlet
verir. Bu mühlet içinde
yaptıklarına pişman olup
tevbe edenleri afveder.
Israr edenler hakkında,
hüküm artık kendisine
kalmıştır. |
|
el-AZÎM
Bütün
büyüklüklerin sâhibi...
Azamet,
büyüklük mânasınadır. Hakikî
büyüklük Allah'a mahsustur.
Yerde, gökte, bütün varlık
içinde mutlak ve ekmel
büyüklük, ancak O'nundur ve
herşey O'nun büyüklüğüne
şâhiddir. Bu sıfatta da
Allah'a herhangi bir denk
bulunması muhaldir. |
|
el-ĞAFÛR
Mağfireti
çok...
Allah
Teâlâ'nın mağfireti çoktur.
Bir kulun kusuru ne kadar
büyük ve çok olursa olsun
onları örter, meydana
çıkarıp da sâhibini rezîl
etmez.
Kusurları
insanların gözünden
gizlediği gibi, melekût
âlemi sâkinlerinin gözünden
de gizler. İnsanların
görmediği bâzı şeyleri
melekût âlemi sâkinleri
görürler. Gafûr ism-i
şerîfi, kusurların onların
gözünden de gizlenmesini
ifade eder. |
|
eş-ŞEKÛR
Kendi rızâsı
için yapılan iyi işleri,
daha ziyadesiyle
karşılayan...
Şükür,
iyiliği, iyilikle karşılamak
demektir. Şükür, Allah
Teâlâ'ya karşı kulun yapması
gereken bir vazifesidir.
Şekûr ise,
az tâat karşılığında çok
büyük dereceler veren,
sayılı günlerde yapılan amel
karşılığında âhiret âleminde
sonsuz nimetler lûtfeden
demektir. Bu mânaya
Allah'dan başka hakikî sâhip
yoktur. |
|
el-ALİYY
Her hususta,
herşeyden yüce olan...
Allah Teâlâ
yücedir, yüksektir.
Yüksekliğin
hakikî mânası şudur:
1. Allah'tan
daha üstün bir varlık
düşünülmesi imkânsızdır.
2. Bir benzeri veya ortağı
veya yardımcısı yoktur.
3. Şânına yaraşmayan her
şeyden uzaktır.
4. Kudrette, bilgide,
hükümde, iradede ve diğer
bütün kemâl sıfatlarında
üstündür. Şu halde Aliyy,
her şey kendisinin dûnunda,
emrinde ve hükmü altında
olan Zât demektir. |
|
el-KEBÎR
Büyüklükte
kendisinden daha büyüğü
düşünülemeyen...
Allah Teâlâ
kibriyâ sâhibidir. Kibriyâ,
zâtın kemâli demektir. Her
bakımdan büyük, varlığının
kemâline hudut yoktur. Bütün
büyüklükler O'na mahsustur. |
|
el-HAFÎZ
Yapılan
işleri bütün tafsilâtıyla
tutan, her şey'i belli
vaktine kadar âfât ve
belâlardan saklıyan...
Hıfz,
korumak, demektir. Bu koruma
iki şekilde olur.
Birincisi,
varlıkların devamını
sağlamak, muhafaza etmektir.
İkincisi,
birbirlerine zıd olan
şeylerin, yekdiğerlerine
saldırmasını önlemek,
birbirlerinin şerrinden
onları korumaktır.
Allah her
mahlûkuna, kendine zararlı
olan şeyleri bilecek bir his
ilham buyurmuştur. Bu Hafîz
ism-i şerîfinin
tecelliyatındandır. Bir
hayvan kimyevî tahlil
raporuna muhtaç olmadan
kendine zararlı otları bilir
ve onları yemez. Kulların
amellerinin yazılması, zâyi
olmaktan korunması da Hafîz
isminin iktizasıdır. Bu
bakımdan âhirette yeniden
dirilme ve yaptıklarından
hesaba çekilme ile Hafîz
isminin yakından alâkası
vardır. |
|
el-MUKÎT
Her
yaratılmışın azığını ve
gıdasını tayin eden,
azıkları beden ve kalblere
gönderen...
Bu mânaya
göre Mukît, Rezzak
mânasınadır. Yalnız Mukît,
Rezzâk'tan daha hususîdir.
Rezzak, azık olanı da
olmayanı da içine alır. |
|
el-HASÎB
Herkesin
hayatı boyunca yapıp
ettiklerinin, bütün tafsilât
ve teferruatiyle hesabını
iyi bilen;
Her şey'e ve
herkese her ihtiyacı için
kâfi gelen...
Allah Teâlâ,
neticesi hesapla bilinecek
ne kadar miktar ve kemmiyet
varsa hepsinin neticelerini
hiçbir ameliyeye (işleme)
muhtaç olmadan doğrudan
doğruya ve apaçık bilir.
Allah Teâlâ,
herkese her ihtiyacı için
kâfidir. Bu kifâyet, O'nun
varlığının devam ve kemâlini
gösterir. |
|
el-CELÎL
Celâdet,
ululuk ve heybet sâhibi,
celâl sıfatları ile
muttasıf...
Celâdet ve
ululuk, Allah'a mahsustur.
Onun zâtı da büyük,
sıfatları da büyüktür. Fakat
bu büyüklük, cisimlerdeki
gibi hacim veya yaşlılık
itibarı ile değildir.
Zamanla ölçülmez, mekânlara
sığmaz. |
|
el-KERÎM
Keremi,
lütuf ve ihsânı bol...
Allah vaad
ettiği zaman sözünü yerine
getirir, verdiği zaman son
derece bol verir,
muktedirken afveder. |
|
er-RAKÎB
Bütün
varlıklar üzerinde gözcü,
bütün işler murakabesi
altında bulunan...
Bir şey'i
koruyan ve devamlı kontrol
altında bulundurana rakîb
derler; bu da bilgi ve
muhafaza ile olur.
Allah Teâlâ,
bütün varlıkları her lâhza
gözetip duran bir şâhid, bir
nâzırdır. Hiçbir şey'i
kaçırmaz. Her birini görür
ve herkesin yaptığına göre
karşılığını verir. |
|
el-MÜCÎB
Kendine dua
edip yalvaranların
isteklerini işitip cevab
veren, onları cevabsız
bırakmayan...
Burada bir
hususu iyi bilmek gerekir:
Cevab vermek ayrıdır, kabûl
etmek ayrıdır. Âyet-i
kerîmede, Allah tarafından
her duaya cevab verileceği
va'dedilmiştir. Fakat kabûl
edileceği va'dedilmemiştir.
Zira kabûl edip etmemek
Cenâb-ı Hakk'ın hikmetine
bağlıdır. Hikmeti iktiza
ederse istenenin aynını,
aynı zamanda kabûl eder.
Dilerse istenenin daha
iyisini verir. Dilerse o
duâyı âhiret için kabûl
eder, dünyada neticesi
görülmez. Dilerse de kulun
menfaatine uygun olmadığı
için hiç kabûl etmez. |
|
el-VÂSİ'
Geniş ve
müsaadekâr...
Allah'ın
ilmi, rahmeti, kudreti, afv
ve mağfireti geniştir ve her
şey'i kaplamıştır. Allah'ın
ilminden hiçbir şey
gizlenemez, ikram ve
ihsanına bir nihayet yoktur. |
|
el-HAKÎM
Bütün işleri
hikmetli...
Allah
Hakîm'dir. Faydasız, boş ve
tesadüfî bir işi yoktur. Her
emir ve filinin her yönüyle
sonsuz fayda ve maslahatları
vardır. Her yarattığı
mahlûk, her yaptığı iş bütün
kâinat nizamı ile
alâkalıdır. Kâinatın umumî
nizamı ile tenâkuz teşkil
eden hiçbir hâdise, bir
mahlûk, bir iş yoktur. |
|
el-VEDÛD
İyi
kullarını seven, onları
rahmet ve rızasına erdiren,
sevilmeye ve dostluğu
kazanılmaya biricik lâyık
olan...
Vedûd'un iki
mânası vardır: 1. Seven, 2.
Sevilen.
Allah Teâlâ,
kullarını çok sever, onları
lütuf ve ihsanına garkeder.
Sevilmeye lâyık ve müstehak
olan da ancak O'dur. |
|
el-MECÎD
Zâtı
şerefli, ef'âli güzel olan,
her türlü övgüye lâyık
bulunan...
Bu ism-i
şerîfin mânasında iki mühim
unsur vardır:
Biri: Azamet
ve kudretinden dolayı
yaklaşılamaz olmak.
İkincisi:
Yüksek huylarından, güzel
işlerinden dolayı övülüp
sevilmek... |
|
el-BÂİS
Ölüleri
diriltip kabirlerinden
kaldıran; gönüllerde saklı
olanları meydana çıkaran...
Allah Teâlâ
insanları, onlar ölüp toprak
olduktan sonra âhiret günü
dirilterek kabirlerinden
kaldıracak ve ruhları ile
cesedleri birlikte olarak
hesaplarını görecek, sonra
da yine ruh ve cesedleri
birlikte olarak mükâfat veya
cezalarını verecektir. |
|
eş-ŞEHÎD
Her zamanda
hâdiselerin dış yüzünü bilen
ve her yerde hâzır ve nâzır
olan...
Allah,
mutlak surette herşey'i
bilmesi bakımından Alîm'dir.
Hâdiselerin esrarını, iç
yüzünü bilmesi yönünden
Habîr'dir. Dış yüzünü
bilmesi yönünden de
Şehîd'dir. |
|
el-HAKK
Varlığı hiç
değişmeden duran...
Hakk,
varlığı hakikî bulunan zâtın
ismidir. Yani, varlığı daima
sâbittir. Allah Teâlâ'nın
zâtı, yokluğu kabûl etmediği
gibi, herhangi bir
değişikliği de kabûl etmez.
Hakikaten vâr olan yalnız
Allah'tır. |
|
el-VEKÎL
Usûlüne
uygun şekilde, kendisine
tevdi edilen işleri en güzel
şekilde neticelendiren...
Kendisine iş
ısmarlanan zâta vekîl denir.
Allah Teâlâ en güzel ve en
mükemmel vekîl'dir. İşlerin
hepsini tedvîr, tedbîr ve
idare eden O'dur. Fakat
kendisi hiçbir işinde vekîle
muhtaç değildir. Allah
Teâlâ, kendisine tevekkül
edenlerin işlerini en iyi
neticeye ulaştırır. |
|
el-KAVİYY
Çok
kuvvetli... |
|
el-METÎN
Çok
sağlam...
Kuvvet, tam
bir kudrete delâlet eder.
Metânet ise, kuvvetin
şiddetini ifade eder.
Allah'ın
kuvveti de öteki sıfat ve
isimleri gibi
nâ-mütenâhîdir, tükenmez,
gevşemez, hudut içine
sığmaz, ölçüye gelmez.
Allah'ın kudreti bahsinde
zorluk - kolaylık söz konusu
değildir. Bir yaprağı
yaratmakla kâinatı yaratmak
birdir.
Allah Teâlâ
tam bir kuvvet sahibi olmak
bakımından, Kaviyy, gücünün
çok şiddetli olması
bakımından Metîn'dir. |
|
el-VELİYY
İyi
kullarına dost olan, yardım
eden...
Allah,
sevdiği kullarının dostudur.
Onlara yardım eder.
Sıkıntılarını, darlıklarını
kaldırır, ferahlık verir.
İyi işlere muvaffak kılar.
Her çeşit karanlıklardan
kurtarır, nurlara çıkarır.
Artık onlara korku ve hüzün
yoktur. Herkesin korktuğu
zaman, onlar korkmazlar. |
|
el-HAMÎD
Ancak
kendisine hamd ü senâ
olunan, bütün varlığın
diliyle biricik övülen,
medhedilen...
Hamd; ihsan
sâhibi büyüğü övmek, tâzim
fikri ve teşekkür
kasdiyle medh ü senâ
etmektir.
Her mevcûd,
hâl diliyle olsun, kâl
diliyle olsun, Allah
Teâlâ'yı tesbih ve takdîs
etmektedir. Bütün hamd ü
senâlar O'na mahsustur. Hamd
ve şükürle kendisine tâzim
ve ibâdet olunacak veliyy-i
nimet ancak O'dur. |
|
el-MUHSÎ
Herşey'in
sayısını bir bir bilen...
İlmi
herşey'i ihâta eden ve
herşey'in miktarını bilip
eksiksiz tastamam sayabilen
Allah'dır.
Allah Teâlâ,
herşey'i olduğu gibi görür
ve bilir, yani, bütün
mevcûdatı toptan bir yığın
hâlinde birbirinden seçilmez
karışık bir şekilde değil;
cinslerini, nev'ilerini,
sınıflarını, ferdlerini,
zerrelerini birer birer
saymış gibi gayet açık görür
ve bilir. |
|
el-MÜBDİ'
Mahlûkatı
maddesiz ve örneksiz olarak
ilk baştan yaratan...
Mübdi, bir
mânada îcad demektir. Muîd
ism-i şerîfi de îcad
mânasına gelir. İcadın bir
benzeri daha evvel
yaratılmış, meydana
getirilmiş ise, iâde;
değilse, yani, benzeri,
maddesi olmayan yeni bir şey
ise ibdâ denir. |
|
el-MUÎD
Yaratılmışları yok ettikten
sonra tekrar yaratan...
Herşey
mukadder olan ömrünü
tamamlayıp öldükten sonra,
Allah'tan başka kimse
kalmaz, fakat varken yok
olan bu insanları âhiret
günü Allah Teâlâ diriltip
yeniden hayatlandırır,
yeniden yaratır. Sonra da
dünya hayatlarında
yaptıkları işlerden hesaba
çeker. |
|
el-MUHYÎ
Hayat veren,
can bağışlayan, sağlık
veren...
Allah Teâlâ,
cansız maddelere hayat ve
can verir.
Her gün, her
saat, her saniye yeryüzünde
milyonlarca varlık hayat
bulup dünyaya gelmektedir.
Bütün bunlar, Allah'ın emr ü
fermaniyle, yaratmasıyle ve
müsaadesiyle olmaktadır.
Allah yoğu var edip hayat
verdiği gibi, ölüyü de
tekrar canlandırabilir. Buna
ihyâ, yani, diriltme denir.
Hayatı hiç yoktan veren
zâtın, ölülere yeniden hayat
verip diriltmesi elbette son
derece kolaydır. |
|
el-MÜMÎT
Canlı bir
mahlûkun ölümünü yaratan...
Allah,
yarattığı her canlıya
muayyen bir ömür takdîr
etmiştir. Canlı varlıklar
için ölüm mukadder ve
muhakkaktır. Hayatı yaratan
Allah olduğu gibi, ölümü
yaratan da yine O'dur.
Ancak bu
ölüm, yok oluş, hiçliğe
gidiş değil, bil'akis fâni
hayattan bâkî hayat
geçiştir. |
|
el-HAYY
Diri; her
şey'i bilen ve her şey'e
gücü yeten...
Hayy, diri
demektir, bunun zıddına
meyyit denir ki, ölü
mânasına gelir.
Allah Teâlâ
ölmez, daima hâzır ve
nâzırdır. Yaşayan mahlûkatın
hayatını veren de O'dur. O
olmasaydı hayattan eser
olmazdı. O daima fenâdan,
zevalden, hatâdan
münezzehtir. Her an Alîm,
her an Habîr, her an
Kadîr'dir. |
|
el-KAYYÛM
Gökleri,
yeri, her şey'i ayakta
tutan...
Kayyûm,
kâim'in mübalâğasıdır. "Her
şey üzerinde kâim" demektir.
Bunun mânası "Bir şey'in
kıyâmı, yani, bir varlık
sâhibi olarak durabilmesi
neye bağlı ise, onu veren"
demektir.
Allah Teâlâ,
her şey'in mukadder olan
vaktine kadar durması için
sebeblerini ihsân etmiştir.
Onun için herşey Hak ile
kâimdir. |
|
el-VÂCİD
Hiçbir şey'e
ihtiyacı olmayan;
istediğini, istediği vakit
bulan. Kendisi için lüzumlu
olan şeylerin hiç birinden
mahrum olmayan...
Ulûhiyet
sıfatları ve bunların kemâli
hususunda kendisine gerekli
olan herbir şey, şânı yüce
olan Allah'ın zâtında
mevcuddur. |
|
el-MÂCİD
Kadr ü şânı
büyük, kerem ve semâhati
bol...
Allah
Teâlâ'nın kendisiyle
âşinalığı olan kullarına
kerem ve semâhati ifadeye
sığmaz, ölçüye gelmez.
Meselâ: Onları temiz ahlâk
sâhibi olmaya, iyi işler
yapmaya muvaffak kılar da,
sonra yaptıkları o güzel
işleri, hâiz oldukları
seçkin vasıfları sebebiyle
onları över, sitayişlerde
bulunur. Kusurlarını
afveder, kötülüklerini
mahveder. |
|
el-VÂHİD
Tek...
Zâtında,
sıfatlarında, işlerinde,
isimlerinde, hükümlerinde
asla
şerîki (ortağı) veya nazîri
(benzeri) ve dengi
bulunmayan... |
|
es-SAMED
Hâcetlerin
bitirilmesi, ızdırapların
giderilmesi için tek merci',
ihtiyaç ve dileklerde
kendisine müracaat edilen,
arzu ve bütün istekler
kendisine sunulan...
Allah Teâlâ,
her dileğin biricik
merciidir. Yerde, gökte
bütün hâcet sâhipleri
yüzlerini O'na döndürmekte,
gönüllerini O'na bağlamakta,
el açarak yalvarmalarını
O'na arzetmektedirler. Buna
lâyık olan da yalnız O'dur. |
|
el-KÂDİR
İstediğini,
istediği gibi yapmağa gücü
yeten...
Allah Teâlâ,
kudretine bir ayna olmak
üzere kâinatı yaratmıştır.
Gök boşluğunun ölçülmesi
mümkün olmayan genişliği
içinde, akıllara hayret ve
dehşet verecek derecede
birbirlerine uzak
mesafelerde milyarlarca
güneşleri yandırmak...
Fezalarda, sayısı belirsiz
âlemleri birbirine çarpmadan
koşturmak... Bir damla suyun
içinde, birbirine temas
etmeden hesapsız hayvanatı
yüzdürmek Kâdir isminin
tecelliyatındandır. |
|
el-MUKTEDİR
Kuvvet ve
kudret sâhipleri üzerinde
istediği gibi tasarruf
eden...
Allah Teâlâ
her şey'e karşı mutlak ve
ekmel surette Kâdirdir. Her
şey'e kâdir olduğu içindir
ki, dilediği şey'i yaratır
ve isterse onda dilediği
kadar kuvvet ve kudret de
yaratır. |
|
el-MUKADDİM
İstediğini
ileri geçiren, öne alan...
Allah Teâlâ
bütün mahlûkatı yaratmıştır.
Fakat, ancak seçtiklerini
ileri almıştır. İnsanların
bâzısını dince, dünyaca
bâzısı üzerine derece derece
yükseltmiştir. Fakat bu
yükseltme ve seçme, kulların
kendi amelleri ile ona lâyık
olmaları neticesinde
olmuştur. |
|
el-MUAHHİR
İstediğini
geri koyan, arkaya
bırakan...
Allah Teâlâ
istediğini ileri, istediğini
geri aldığı gibi, bâzan da
kullarının teşebbüslerini,
onların bekledikleri zamanda
semerelendirmez,
maksadlarını arkaya bırakır.
Bunda birçok hikmetleri
vardır. Bu hikmetleri
araştırmalı, sezmeğe
çalışmalıdır. |
|
el-EVVEL
Her
varlıktan mukaddem olan,
başlangıcı olmayan...
Allah Teâlâ
bütün varlıklar üzerine
mukaddem olup kendi
varlığının evveli yoktur.
Kendisi için asla başlangıç
tasavvur olunamaz. Onun için
Ona EVVEL demek, "ikincisi
var" demek değildir.
"Sâbık'ı, yani, kendisinden
evvel bir varlık sâhibi yok"
demektir. |
|
el-ÂHİR
Sonu
olmayan...
Herşey
biter, helâk ve fenaya
gider, ancak O kalır.
Varlığının sonu yoktur.
Evveliyetine bidayet
olmadığı gibi, âhiriyetine
nihayet yoktur. Onun için
Ona "Âhir" demek, "Bir
sâbık'ı yani, kendisinden
evvel bir varlık sâhibi var"
demek değildir. "Bir lâhıkı
yok" demektir. |
|
ez-ZÂHİR
Âşikâr olan,
kat'î delillerle bilinen...
Allah
Teâlâ'nın varlığı herşeyden
âşikârdır. Gözümüzün gördüğü
her manzara, kulağımızın
işittiği her nağme, elimizin
tuttuğu, dilimizin tattığı
her şey, fikirlerimizin
üzerine çalıştığı her mâna,
hâsılı, gerek içimizde,
gerek dışımızda şimdiye
kadar anlayıp sezebildiğimiz
her şey O'nun varlığına,
birliğine, kemal sıfatlarına
şâhiddir. |
|
el-BÂTIN
Gizli olan;
duyu organları ile idrâk
edilemeyen...
Allah
Teâlâ'nın varlığı hem
âşikardır, hem gizlidir.
Âşikârdır,
çünkü varlığını bildiren
delil ve nişanları gözsüzler
bile görmüş ve bu hakikatler
hakikatı yüce varlığa,
eşyanın umumî şehadetini
sağırlar bile işitmiştir.
Gizlidir.
Çünkü biz Onu künhüyle
bilemeyiz. Amma varlığını
kat'î surette biliriz. |
|
el-VÂLÎ
Mahlûkatın
işlerini yoluna koyan;
Bu muazzam
kâinatı ve her an biten
hâdisatı tek başına tedbîr
ve idare eden...
Allah Teâlâ
bütün varlığı idare eden,
biricik ve en büyük vâlidir.
Diğer vâliler ve
hükümdarların idaresi, O'nun
izni ve müsaadesi iledir. Ve
onların velâyet ve idaresi,
son derece nâkıstır.
Allah'ın
velâyet ve tedbiri ise
sınırsız, gerçek ve
hakikîdir. Her şey emri ve
iradesi altındadır. Herşey'i
bilir. Ondan habersiz
mülkünde hiçbir
şey cereyan
etmez. Âdile mükâfatını,
zâlime cezasını eksiksiz
verir... Sebebler, O'nun
icraat ve idaresinde
yardımcı değil, sadece izzet
ve haşmetini gösteren birer
perdedirler. Hakikî te'sir,
O'nun kudretindendir. |
|
el-MÜTEÂLÎ
Yaratılmışlar hakkında aklın
mümkün gördüğü her şeyden,
her hal ve tavırdan pek yüce
ve pek münezzeh...
Meselâ, bir
zengin hakkında, "Bu adam
yarın fakir düşebilir",
denebilir ve adam da
zenginken fakir olabilir.
Fakat Allah Teâlâ hakkında,
bu gibi ihtimallerin
düşünülmesi mümkün değildir.
O, her türlü noksanlık,
eksiklik, zaaf, âcizlik,
hatâ ve kusurdan
münezzehtir. İsteyenler
çoğaldıkça ihsanı artar,
herkese hikmet ve iradesine
göre verir. Verdikçe
hazîneleri tükenmez... |
|
el-BERR
Kulları
hakkında kolaylık isteyen;
iyilik ve bahşişi çok
olan...
Allah Teâlâ
kulları için daima kolaylık
ve rahatlık ister, zorluk
istemez, zorluk çıkaranları
da sevmez. Yapılan
kötülükleri bağışlar, örter.
Bir iyiliğe en az 10 mükâfat
verir. Kul gönlünden iyi bir
şey geçirmişse, onu yapmamış
olsa bile, yapmış gibi kabûl
edip mükâfat verir. Aksine
kötülükleri ise yapmadıkça
cezalandırmaz. |
|
et-TEVVÂB
Tevbeleri
kabûl edip, günahları
bağışlayan...
Bu ism-i
şerîf, tevbe'nin mübalâğa
sîgasıdır. Tevbenin asıl
mânâsı dönmektir. Kulun
isyan yolundan dönmesi
demektir. |
|
el-MÜNTEKIM
Suçluları,
adaleti ile müstehak
oldukları cezaya
çarptıran...
Allah
Teâlâ'nın intikamı vardır.
Âsîlerin belini kıran,
cânilerin hakkından gelen,
taşkınlık yapan azgınlara
hadlerini bildiren şübhesiz
ki O'dur. |
|
el-AFÜVV
Afvı çok...
Allah Teâlâ,
günahları silen, onları hiç
yokmuş gibi kabûl edendir.
Bu mânaya
göre bu isim, Gafûr ismine
yakındır. Ancak arada şu
fark vardır: Gufran:
Günahları örtüvermek
demektir. Afv ise, günahları
kökünden kazımaktır.
Günahları kökünden kazımak,
o şey'i örtmekten daha
iyidir. |
|
er-RAÛF
Çok re'fet
ve şefkat sâhibi...
Mahlûkat
içinde bilhassa insanlar
için, Allah'ın inâyeti,
kerem ve re'feti hiçbir
ölçüye ve ifadeye sığmayacak
kadar geniş ve büyüktür. |
|
MÂLİKÜ'L-MÜLK
Allah Teâlâ
mülkün hem sâhibi, hem
hükümdârıdır. Mülkünde
dilediği gibi tasarruf eder.
Hiçbir kimsenin O'nun bu
tasarrufuna itiraz ve
tenkide hakkı yoktur...
Dilediğine verir,
dilediğinden alır. Mülkünde
hiçbir ortağa ve yardımcıya
ihtiyacı yoktur. |
|
ZÜ'L-CELÂLİ
ve'l-İKRÂM
Hem büyüklük
sâhibi, hem fazl-ı kerem...
Celâl;
büyüklük, ululuk
mânasınadır. Büyüklük
alâmeti olan ne kadar
kemâlât varsa hepsi Allah'a
mahsustur. Mahlûkattaki
kemâlât, O'nun kemâlinin
zayıf bir gölgesi ve
işaretidir.
Allah Teâlâ
aynı zamanda büyük bir
fazl-ı kerem sâhibidir de...
Mahlûkat üzerine akıp
taşmakta olan sayıya gelmez,
sınır kabûl etmez nimetler
hep O'nun ihsanı ve
ikrâmıdır. O nimetlerin
zerresinde olsun hiç
kimsenin hakkı yoktur. |
|
el-MUKSİT
Bütün
işlerini denk, birbirine
uygun ve yerli yerinde
yapan.
Mazlûma
acıyıp zâlimin elinden
kurtaran.
Allah Teâlâ
en üstün bir adalet ve
merhametin sâhibidir. Her
işi birbirine denk ve
lâyıktır. Zerre kadar da
olsa haksızlığı tervic
etmez. Kullarına muamelesi
merhamet ve adalet üzeredir.
Yapılmış olan hiçbir
iyiliğin zerresini bile
karşılıksız bırakmaz.
İnsanların birbirlerine
karşı işledikleri
haksızlıkları da düzelterek
hakkı yerine getirir. |
|
el-CÂMİ'
İstediğini,
istediği zaman, istediği
yerde toplayan.
Birbirine
benzeyen, benzemeyen ve zıd
olan şeyleri bir araya
getirip tutan...
Cem, dağınık
şeyleri bir araya toplama
demektir. Allah Teâlâ,
vücudlarımızın çürüyerek
suya, havaya, toprağa
dağılmış zerrelerini tekrar
birleştirecek, bedenlerimizi
yeni baştan inşa edecektir.
Allah Teâlâ
birbirine benzeyen şeyleri
bir araya getirip topladığı
gibi, birbirinden ayrı
varlıkları da bir araya
getirmektedir. Onların iç
içe birlikte yaşamalarını
te'min etmektedir. Sıcaklık
ile soğukluk, kuruluk
ile nemlilik gibi birbirine
zıd unsurları bir arada
tutması da yine Allah'ın
Câmi' isminin
tecellisindendir. |
|
el-GANİYY
Çok zengin
ve her şeyden müstağnî...
Ganiy,
hiçbir şey'e ihtiyacı
olmayan, herşey yanında
mevcud bulunduğu için hiçbir
şekilde başkasına müracaat
mecburiyetinde kalmayan zât
demektir. |
|
el-MUĞNÎ
İstediğini
zengin eden...
Allah Teâlâ
dilediğini zengin eder, ömür
boyunca zengin olarak
yaşatır. Dilediğini de ömür
boyunca fakirlik içinde
bırakır.
Bâzı
kullarını zenginken fakir,
bazılarını da fakirken
zengin yapar.
"Kıyamet
günü fakirlik ve zenginlik
tartılmayacak; fakirliğe ne
ölçüde sabredildiği,
zenginliğe de ne ölçüde
şükredilmiş olduğu hesab
edilecek. Mesele, çok fakir
veya çok zengin olmak değil,
çok sabretmek veya çok
şükretmektir." (Yahya
bin Muaz) |
|
el-MÂNİ'
Bir şey'in
meydana gelmesine müsâade
etmeyen...
İyiden ve
kötüden pek çok arzularımız
vardır ki biri bitmeden biri
ortaya çıkar. Yaşadığımız
müddetçe bunlar ne biter, ne
de tükenir... Biz de bu
arzularımızı elde etmek için
çalışır dururuz. Her arzumuz
bir takım sebeblere,
sebebler de Mâni' ve Mu'tî
olan Allah'ın emrine
bağlıdır. Allah Teâlâ
isteyenlerin isteklerini,
dilerse verir; o zaman
isteyenin tuttuğu sebebler
çabucak meydana gelir. Mu'tî
ism-i şerîfinin mânası
budur. Allah Teâlâ bâzı
isteklere de müsaade etmez.
O zaman isteyenin yapıştığı
sebebler kısır kalır, ne
kadar çabalanırsa çabalansın
netice vermez. Bu da Mâni'
ism-i şerîfinin
tecellîsidir.
Kullarının
başına gelecek felâket ve
musibetleri önlemek, geri
çevirmek de yine Mâni' ism-i
şerîfinin
tecelliyatındandır. |
|
ed-DÂRR
Elem ve
zarar verici şeyleri
yaratan... |
|
en-NÂFİ'
Hayır ve
menfaat verici şeyleri
yaratan...
Menfaatları
ve mazarratları, hayır ve
şerleri yaratan Allah
Teâlâ'dır. İnsana menfaat ve
zararlar belli bâzı sebebler
altında geliyorsa da, o
sebebler o menfaat ve
zararların sâhibi ve
müessiri değil, birer
perdesidir. Gerçekte zararın
da faydanın da, hayrın da
şerrin de yaratıcısı
Allah'tır. |
|
en-NÛR
Âlemleri
nurlandıran; istediği
sîmalara, zihinlere ve
gönüllere nûr yağdıran...
Bütün eşyayı
aydınlatan nûr, şübhesiz ki,
Allah'ın zâtının
nûrundandır. Çünkü göklerin
ve yerin nûru O'dur.
Nasıl ki,
güneşin aydınlattığı her
zerre, güneşin varlığına bir
delildir, kâinatın her
zerresinde görünen aydınlık
da, o aydınlığı yaratan
varlığın mevcud olmasına bir
delil teşkil etmektedir. |
|
el-HÂDÎ
Hidayeti
yaratan.
İstediği
kulunu hayırlı ve kârlı
yollara muvaffak kılan,
muradına erdiren.
Her
yarattığına, neye ihtiyacı
varsa, ne yapması
gerekiyorsa onu öğreten...
Hidâyet;
Allah Teâlâ'nın lütuf ve
keremiyle kullarına, sonu
hayır ve saadet olacak
isteklerin yollarını
göstermesi veya o yola
götürüp muradına erdirmesi
demektir. Sadece hayır
yolunu ve sebeblerini
göstermeğe irşâd; neticeye
erinceye kadar o yolda
yürütmeye de tevfîk denir.
Hidâyetin
karşılığı dalâlettir.
Dalâlet, doğru yoldan bile
bile veya iğfale kapılarak
sapmak demektir. Hidâyetin
neticesi îman, dalâletin
neticesi îmansızlık ve
küfürdür... |
|
el-BEDÎ'
Örneksiz,
misalsiz, acîb ve hayret
verici âlemler îcad eden...
Zâtında,
sıfatında, fiillerinde,
emsâli görülmemiş olan...
Bedî', mübdî
mânasınadır. Mübdî, ibdâ
eden, yani örneği bulunmayan
bir şey'i îcad eden
demektir.
Allah
herhangi bir kuluna
peygamberlik veya velîlik
vererek üstün kılmışsa, bu
üstünlükle o kul, kendi
zamanındaki sair insanlara
nisbetle bedî' olmuştur.
Bâzı âlimlere verilen
Bediüzzaman lâkabı gibi. Bu
tâbir, zamanının eşsiz,
misilsiz âlimi mânasına
gelmektedir. |
|
el-BÂKÎ
Varlığının
sonu olmayan...
Bu ism-i
şerîf "varlığın devamını"
bildiren bir kelimedir.
Varlığın devamı, önü ve sonu
olmamakladır. Önü olmamak
mülâhazasıyla Allah Teâlâ'ya
Kadîm, sonu olmamak
mülahazasıyla Bâkî denir. Bu
mânalara yakın Ezelî ve
Ebedî ism-i şerifleri de
vardır.
Allah
Teâlâ'nın varlığı, devam
bakımından zaman mefhumu
içine girmez. Çünkü, zaman
denilen şey, kâinatın
yaratılmış olduğu andan
itibaren sonsuzluğa doğru
akışının derecelerini
gösteren bir mefhumdur. Şu
halde, zaman yaratılmışlar
başlamıştır ve onlarla
bitecektir. Kâinat yokken
zaman da yoktu, fakat Allah
Teâlâ vardı. Kâinat biter,
zaman da biter, fakat Allah
BÂKÎdir. |
|
el-VÂRİS
Servetlerin
geçici sâhipleri elleri boş
olarak yokluğa döndükleri
zaman servetlerin hakikî
sâhibi...
Allah Teâlâ
mülkün gerçek sâhibi olduğu
gibi, gerçek vârisidir de.
İnsanların mülk sâhibi
olmaları geçici olduğu gibi,
varislikleri de geçici ve
muvakkattır. Mülkün gerçek
vârisi, mülk sâhibi
Allah'tır. Kıyâmet
hengâmında bütün canlılar
ölecek, bütün mülk tamamıyla
O'na kalacaktır. |
|
er-REŞÎD
Bütün işleri
ezelî takdîrine göre
yürütüp, bir nizam ve hikmet
üzere âkıbetine ulaştıran;
Her şey'i
yerli yerine koyan, en doğru
şekilde nizama sokan...
Reşîd
isminde iki mâna vardır:
1. Doğru ve
selâmet yolu gösteren. Bu
mânada Hâdî ismiyle eş
mânaya gelir.
2. Hiçbir
işi boş ve faydasız olmayan,
hiçbir tedbîrinde
yanılmayan, hiçbir
takdîrinde hikmetsizlik
bulunmayan zât mânasındadır. |
|
es-SABÛR
Allah, bir
işi, vakti gelmeden yapmak
için acele etmez. Yapacağı
işlere muayyen bir zaman
koyar ve onları koyduğu
kanunlara göre - zamanı
gelince - icra eder. Önceden
çizdiği zamandan, - bir
tenbelin yaptığı gibi, -
geciktirmez. Ve kezâ - bir
acelecinin yaptığı gibi -
zamanı gelmeden yapmağa
kalkmaz. Bil'akis her şey'i,
hangi zamanda yapılmasını
takdîr buyurmuş ise, o zaman
yapar. |
| |
|
|
Allah'ın isimleri 99
taneden ibaret değildir. Âyet ve
hadîslerde bu 99 isimlerden ayrı
olarak Allah'a başka isimler de
izâfe edilmiştir.
Allah'a izâfe edilen
diğer bâzı isimler şunlardır:
el-Vâhid'in yerine
el-Ehad, el-Kahhâr'ın yerine
el-Kâhir, eş-Şekûr'un yerine eş-Şâkir;
el-Kâfi, ed-Dâim, el-Münevver, es-Sıddık,
el-Muhît, el-Karîb, el-Vitr, el-Fâtır,
el-Allâm, el-Ekrem, el-Müdebbir, er-Refî',
Zittavl, Zülmeâric, Zülfadl, el-Hallâk,
el-Mevlâ, en-Nasîr, el-Gâlib, el-Hannân,
el-Mennân...
Kur'ân-ı Kerîm'de
Allah ism-i şerîfi 2800 defa
zikredilmiştir. Allah isminden sonra
Kur'an'da en çok zikri geçen isim,
Rab ismidir. 960 yerde
zikredilmektedir.
Rab isminden sonra,
Kur'an'da en çok yer alan isimler
ise; Rahmân, Rahîm ve Mâlik
isimleridir. Fâtiha sûresinde
"Allah" isminden sonra sıra ile
zikredilen bu dört ism-i şerîfe,
Cenâb-ı Hakk'ın Rubûbiyet Sıfatları
adı da verilmektedir.
Terbiye etmek,
büyütmek, yetiştirmek mânalarını
ihtiva eden Rab kelimesinin asıl
mânası: "Bir şey'i derece derece
yükselterek, gayesi olan en
mükemmele erişinceye kadar kollayan"
demektir. |
|
Allah Teâlâ'nın
Kur'an ve hadîs-i şerîflerde
zikredilen isimlerinin en büyüğüdür.
İsm-i A'zam'ı,
Allah, isimleri içinde gizlemiştir.
Bunun da hikmeti, kullarının bütün
Esmâ-i Husnâ'ya rağbetini sağlamak,
kendisine bütün isimleriyle dua
edilmesini te'min etmektir. İsm-i
A'zam belli olsaydı, insanlar
yalnızca o isimle dua ederler, diğer
isimleri terkederlerdi. Çünkü İsm-i
A'zam'ın Allah katında büyük bir
değeri vardır. Bu isimle yapılan
duaların mutlaka kabûl edildiği
rivayet olunmuştur.
İsm-i A'zam'ın
Esmâ-i Husnâ'dan hangi isim olduğu
hakkında, İslâm âlimleri ayrı ayrı
kanâatler ileri sürmüşlerdir. Büyük
ekseriyetin kanâatı, İsm-i A'zam'ın,
lâfza-i Celâl yani Allah ismi
olduğudur. Hz. Ali Efendimize göre
İsm-i A'zam tek isim değildir. Ferd,
Hayy, Kayyûm, Hakem, Adl, Kuddûs'tan
ibaret 6 isimdir.
İmam-ı A'zam'a göre,
İsm-i A'zam, Hakem ve Adl olmak
üzere iki isimdir. Gavs-ı A'zam'ın
İsm-i A'zam'ı, Hayy ismidir. İmam-ı
Rabbânî'ye göre de İsm-i A'zam,
Kayyûm'dur.
Görüldüğü gibi İslâm
büyükleri, İsm-i A'zam'ı farklı
isimlerde bulmuştur. Belki de
herbirinin hususi âlemine tecellî
eden İsm-i a'zam değişik olmuştur.
Esmâ-i Husnâ içinde
bir İsm-i A'zam olduğu gibi, her
isim için de a'zamî bir mertebe
vardır. Bâzan bir ismin a'zamî
mertebesi, İsm-i A'zam ile
karıştırılır; o isim a'zamî
mertebedeki tecellîsi sebebiyle
İsm-i A'zam sanılır. İsm-i A'zam'ın
her âlime göre değişik olmasının bir
sebebi de budur. |
|
|